Genç Yazılar
Genç Hikayeler
Genç Şiirler
Genç Makaleler
Genç Fikirler
Genç Mizah
Haftanın Genç Yazısı
Genç Yazarlar Komitemiz
Üyelik İşlemleri

mail.jpg (2821 bytes)

Yazılarınızı göndermek için tıklayın

 
Bu yazı 128 kez okunmuştur.
1. Bölüm "Ölüm Fısıltıları"

                                     1.Bölüm " Ölüm Fısıltıları "

 

"Onu duydum....O...yine..." hıçkırıklarla ağlıyordum, daha 2 saat önce tanıştığım kız bana sarılmış beni sakinleştirmeye çalışıyordu.

"Tamam Sarah sakin ol."

"O yine aynısını yapıyor....yine yalvarıyorlar ona.....o kabul etmiyor..." sesim boğazımın derinliklerinden geliyordu.

"Sakin ol tamam mı? Şimdi bana sadece bir cevap ver, O kim?"

 

   O günün sabahına dönelim. Ben Sarah Parker. 16 yaşındayım. Eğitimimi

Liseye kadar evde gördüm. Lisede ailemi kaybedince büyük teyzem Lauren’in yanında yaşamaya başladım. O, 60'ına yaklaşmış tombul tatlı bir kadındır. Hani şu herkesin ideal yaşlı komşusu... Onunla yaşamak zevkliydi, ama bir de şu sosyalleşmem için yaptığı baskılar olmasa…

Ben içine kapanık biriydim... Dışarı çıkmazdım, Arkadaşım yoktu... Aslında bundan rahatsız olduğum söylenemezdi, çünkü böylesinin herkes için daha iyi olduğunu biliyordum. Çevreme vereceğim korkunç zararları düşününce ömür boyu evde tıkalı kalmak bana daha cazip gelmişti. Ama Lauren teyzem bunu bilmiyordu ve bana sürekli baskı yapıyordu. "Sarah biraz dışarı çık, gez, sen gençsin, biraz arkadaş edinmeye çalış..." ve bunun gibi bir sürü şey daha. O gün sonunda onun baskılarına karşı pes etmiş, beyaz bayrağı çekmiştim.

"Tamam, Çıkıyorum. Sonunda istediğin oluyor, umarım mutlusundur." dedim beyaz paltomu giyerken.

"Tabii ki mutluyum... Hadi canım görüşürüz. Gelirken yanında bir yakışıklı getirmeyi unutma."

Dedi kırmızı tombul yanaklarını geriye iten kocaman bir gülümsemeyle.

"Teyzee... Erkekler hakkında ne düşündüğümü biliyorsun..Onlar...."dedim ki lafımı kesti

"Zaman kaybı.. Evet, evet biliyorum. Bunu her gün en az yirmi kere söylüyorsun"

Omzumu silktim. Ve  çıkmak üzere kapıya yöneldim. Tam çıkacakken,

"Hem o yakışıklıyı senin için istediğimi nerden biliyorsun ki?" dedi sessizce.

Arkamı döndüm. Muzipçe sırıtıyordu. Bende ona gülümsedim ve evden çıktım. Komik kadındı şu Lauren. Gerçekten komik...

  Nereye gideceğime henüz karar vermemiştim. En yakın park olabilirdi. Evet oraya gidecektim.

Otobüs durağına ilerledim. Mümkün olduğunca insanlarla iletişime geçmemeye çalışıyordum, Yoksa bu benim için dayanılmaz sonuçlar doğurabilirdi. İlk gelen otobüse bindim ve " Hayden Park" diye seslendim.

  Otobüsten inerken gergindim. Sonuçta sosyalleşmem için biriyle konuşmalıydım. Ama bu şanslı kişi kim olabilirdi ki. Evet, ordaydı. Saat 3 yönündeki siyah saçlı kız. Elindeki tonlarca ağırlıktaymış gibi görünen kutuları taşımaya çalışıyordu. Ondan başlayabilirdim.

"Yardım edebilir miyim?"dedim yanına yaklaşırken elimden geldiğince nazik bir ses tonuyla.

"Ah, Çok iyi olur, teşekkür ederim." diye cevapladı.

Kutuların yarısını yüklendim-gerçekten  ağırdılar-ve onları arabasına kadar taşıdık.

Kutuları bagaja yerleştirdik ve bana döndü. Çok mutlu görünüyordu. Özlemiştim, tanımadığım insanlara iyilik yapmayı özlemiştim...

 Bana minnettarlığını göstermek için kahve içmeyi teklif etti. Kabul ettim. Bu benim için bir fırsattı.

"Bana yardım ettiğin için sağ ol" dedi hâlâ üzerinde dumanları tüten kahvesini yudumlarken.

"Önemli değil. Kim olsa aynısını yapardı." dedim alçakgönüllü davranarak.

"Hayır yapmazdı. Orda senden başka 20 kadar kişi vardı ama hiçbiri yardım teklif etmediler bile."dedi, beni övmesi hoşuma gitmişti ama yine de alçakgönüllülüğü elden bırakmadım.

"Tamam, boş ver...Eeee.. Sen.."

"Gina" dedi hemen ve devam etti "Sende..."

"Ben de Sarah, memnun oldum. Bu arada kaç yaşındasın?"

"17. Sen?"

"16"

 Yaklaşık 2 saat sonra gerçekten kaynaştığımızı fark etmiştim. O çok sıcakkanlıydı ve yaşlarımız yakın olduğu için ne hissettiğimi anlayabiliyordu -Lauren'in aksine-

Gina'nın kolunda parlayan saate baktım ve artık gitme vaktinin geldiğini anladım. Ondan özür dileyerek masadan kalktım. Ve birbirimize telefon numaralarımızı verdikten sonra eve dönmek üzere durağa yöneldim. Daha ne olduğunu fark etmeden orta yaşlı, şık bir takım elbisenin içindeki koşturan adam bana çarptı. Ve elindeki destlerce kâğıt yere saçıldı. Hemen yere eğildim, hepsini topladım ve adama uzattım.Kâğıtları elimden alırken gözlerimin içine baktı ve sıcacık gülümsedi. “Teşekkürler genç bayan”

Ben de ona bir gülümsemeyle karşılık verdim ve yoluma devam ettim. Durağa vardım ve 20 dakika kadar otobüsün gelmesini bekledim…

Tam binecektim ki bir anda nefesim kesildi. Hırıltıyla ve zorlukla soluyordum. Başım dönüyor,gözlerim kararıyordu. Bacaklarım vücut ağırlığımı taşıyamaz oldu ve dizlerim üzerine çöktüm. O sırada  uzun süredir beklediğim otobüs beni fark etmeden çekip gidiyordu. Ama bu umurumda değildi çünkü o korkunç baş ağrısı her şeyi unutmamı sağlamıştı. Anlamıştım, yine o geliyordu. Yine biri ölecekti…

Kulaklarım uğuldamaya başlamıştı. Ve sonra yavaş yavaş hiçbir şey duymaz olmuştum. Sağır, Tamamıyla sağır… Belki 5 saniyeliğineydi ama en uzun saniyelerin onlar olduğuna bahse girebilirim çünkü bunu defalarca yaşadım. Tekrar duymaya başladığımda duyduğum ilk ses ona aitti. Ona…Yine  cızırtıya benzeyen ,işkence gibi sesi…Ne dediği anlaşılamıyor ama o kadar rahatsız edici ki…

Bir insan sırf bu ses yüzünden ölebilir. Ölmek demişken, o sesi duyduğum an birinin öleceğini anlamıştım…

Kulaklarımı ellerimle kapadım ama bu o korkunç sesin içeri girmesini engelleyemiyordu. Artık daha fazla dayanamadım ve çığlık çığlığa bağırmaya başladım…

 “GİT BURDAN !!...... AHHH!........BENİ RAHAT BIRAK !!!”

Çığlık ve haykırışlarım herkesin dikkatini çekmişti. Hayal meyal daha arabasına henüz binmiş Gina ‘nın beni fark edip ondan indiğini, kapıyı  çarparak kapattığını ve  bana doğru koşturduğunu görebildim.

Bana ne olduğunu görmek için koşturan bir tek o değildi. Az önce kağıtlarını topladığım adam da beni fark etmiş (ki etmemek imkansızdı), bana doğru hızlıca geliyordu.

Keşke bunu yapmasaydı.

O an her şey o kadar hızlı gelişmişti ki. Bir insanın gözünü açıp kapama süresi kadar bir zaman...ama yine bana çok uzun gelmişti çünkü her mili saliseyi yaşamıştım. Hız sınırını çok yüksek bir  farkla aşmış olan bir kamyon daha adını bile bilmediğim adama çarpmıştı. Ama öyle bir çarpmaydı ki adamın vücudu parçalara ayrılmıştı.Yüzüm ,açık kahverengi saçlarım ve vücudum onun kanıyla ıslanmıştı.Ama bunların hiçbiri tüm sesimle bağırmama etki etmemişti. Boğazım yırtılırcasına bağırmamın nedeni acıydı. Acı. Sanki vücudu parçalanan bendim. Bendim kanları her yeri boyayan… O acı ki tarif edilemez sözlerle… ÖLÜM.

Ondan sonra en zor kısım gelmişti yine. Yine ölüm bir şeyler söyledi. Ve sonra o adam da yalvardı “Bir şans daha, Ne olur bir şans daha… Her nefesin hakkını vereceğim.” Tıpkı diğerleri gibi, tıpkı anne ve babam gibi… Reddetti ölüm, herkesi nasıl reddettiyse onu da öyle reddetti…

Ruhum vücudumdan çekilir gibi oldu…Anladım ki adamın ruhu alınmıştı. Sonunda giderlerken elveda dercesine bir şeyler fısıldadı yine ölüm, Sonra hırıltıyla ismimi “Sarah”…

Herkes kazanın olduğu yere toplanmıştı.Gina ise bana sarılmış beni sakinleştirmeye çalışıyordu.

“Sakin ol tamam mı? Şimdi bana sadece bir cevap ver ,O kim?”

Soluğuma karışmış sesimle " ölüm" diye fısıldadım...

 

 

 

                      ******************************

 

ABC ve ZAZA’dan sizlere… devamı gelecek,sadece bekleyin

Belirtilmedi
Bu yazıya oy verin < çok iyi > < iyi > < orta > < vasat > < kötü >
 
Genç yazarlar Kulübü / Web Tasarım : Orhancam