Genç Yazılar
Genç Hikayeler
Genç Şiirler
Genç Makaleler
Genç Fikirler
Genç Mizah
Haftanın Genç Yazısı
Genç Yazarlar Komitemiz
Üyelik İşlemleri

mail.jpg (2821 bytes)

Yazılarınızı göndermek için tıklayın

 
Bu yazı 396 kez okunmuştur.
ŞİŞELER VE BEN

 

                                                              ŞİŞELER VE BEN
 

Nelerle doldu şu ömür…

Şıngırtılar ruhumdaki şişelerden mi gelmekte?

Neye dönüştüm ben, mahzenlerimden küf kokuları gelmeye başladı…

İçleri cennet çiçekleriyle kaplı sandıklarım nelere kucak oldu…

Olgunlaşmak bu muydu?

Boş olmamak değil, neyle dolduğun önemliymiş meğer…

Bilmenin sarhoşluğunda olmalıydım…

Kendini kaybedişlerin alkol kokularında değil…

Gerçeği bulanların esintilerine üflemeliydim tüm içtenliğimle…

Soluyorum, doluyorum yine…

Ama bu sefer hiç de alışık olmadığım kokuşmuşluklarla, bana yakışmayanlarla doluyorum…

Olgunlaşmıyorum, çürüyorum…

Çiçeklerim bile dayanamıyor bu kokulara, bu olanlara…

Gitmek istiyorum, sadece gitmek…

Kaçmak değil minik dertçiklerimden, onlar benim iğnelerim beni uyanık tutan, her hatamda batan zerrelerime, bana gerçeği hatırlatan, Rabbimin, gerçek sahibimin hediyeleri, imtihanlarım; içlerinde sırlar, kolaylıklar saklı dert küpçüklerim…

“Mana” sız kalır tüm yaşananlar zorluklar olmadan, değer bilmek için lazımdır gözyaşı…

Sığmaz sizin şişelerinize bendekiler…

Benden gidenler…

Şıngırtılar boşluğumun ifadesi, her bir adımımda duyuyorum seslerini…

Bazen boş olmalı, saf, berrak…

Ruh uyuşturucularıyla, kalp öldürücülerle, cehennem kokulu mayhoşluklarla dolmaktansa…

Boş olsaydım keşke, bomboş…

Dolsaydım yine her bir anı için ne savaşlar verdiğim sonsuz huzurumla…

Bazen kaybetmek gerekmiş değerini unuttuklarımızı…

Fani dünya ziftleriyle, geçici gölge sevdacıklarla, tıkadığımız hayat damarlarımızı açmak lazımmış bazen ani vuruşlarla, şöyle derinden, en derinden gelen...

Her düşmenin bir zirvesi olacaktır, her zirvenin de bir yuvarlanışı, biliyorum…

Ben yerimi değil, kendimi biliyorum…

Nerde olduğum değil beni ben yapan…

Biliyorum…

Sınanıyorum…

Sabrediyorum…

Şükrediyorum…

Her musibet bir lütuf bana…

Bir şefkat tokadı…

Uyanık kalmam için…

Hayat sarhoşluğuna karşı panzehirlerim onlar benim…

Ben uyanığım…

Hepinizden çok…

Üzülüyorum gördüklerime, duyduklarıma, hissettiklerime…

Dua süslü her bir cümlem size dair…

Biliyorum çünkü diplerin küflü kokularını…

Bulutların nemli, pürüzsüz tepelerini…

Ben uyanık gidiyorum derin maviliklere…

Yapay değil benimkiler, şişe diplerinde saklananlar gibi…

Etiketi yok benim huzurumun,  son kullanma tarihi de…

Başım ağrımıyor sabahları, o gidince ruhumdan…

Sonsuza dek benimle, arada varlığını unutup gittiğini sandığımda kopardığım yaygaralarım boşuna…

Çünkü o hep benimle…

Prizmalarımın içinde…

Işıyorum size…

Renk renk…

Bazen solsam da…

Diriliyorum, silkeleniyorum, uyanıyorum…

İşte yine uyuşuyorum, güzel şey gibi geliyor önce hissetmemek, düşünmemek…

Ama biliyorum ki o yaralar orda hala, ve kangren oluyor her umursamazlığımızda…

Her geriye atışımızda…

Ruha katık ettiğimiz her şişede …

Benim de şişelerim var…

Kimi boş; yeni renkleri bekleyen…

Kimi umut dolu, her tonda…

Kimi gözyaşı dolu, öğrenmişliklerin konsantresi…

Kimi de hayal dolu, gerçeğe susamış…

Yer yok yeni şişelere…

Yer yok bana uymayanlara…

Döküyorum tüm umutsuzlukları, güçsüzlükleri, isyanları tüm hıncımla denizlere...

Başlıyorum yeniden, yeni uyanmışlığın mahmurluğuyla, tazeliğiyle…

Biliyorum yine her şey aynı dışarıda, aynı dertler, aynı sesler…

Yine arayacağım tüm çıkış yollarını...

Yine ruh kanatıcıları sahnede, duruyorlar oldukları yerde…

Ama ben aynı ben değilim…

Bendekiler, benden yansıyanlar…

Hepsi değişecek…

Hayat da…

İnanıyorum çünkü her şey bende gizli...

Bense asıl sahibimde…

Beni benden daha iyi bilende…

Her kışın baharı var elbet, en karanlık an, doğuşlardan öncedir hep…

Işığın mıdır suç, yoksa hep orda olanı göremeyenlerin mi?

Görmek gerek…

Bilmek gerek…

Savaşmak gerek…

Dayanmak gerek…

Susmak gerek…

Tüm isyanlara, tüm olanlara rağmen…

Kalpler ancak gerçek sahibiyle dolunca huzur bulur…

Önce kim olduğunu bilmek gerek…

Gerçek olanla dolmak gerek…

Ne gerek bize fani, mutluluk kaplı oyuncaklar?

Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir…

Elbet bizimdir…

                                                                                                                                         SELCEN

 

 

 

 

Belirtilmedi
Bu yazıya oy verin < çok iyi > < iyi > < orta > < vasat > < kötü >
 
Genç yazarlar Kulübü / Web Tasarım : Orhancam