Gözlerim açıldı. Bir şeyler hissediyordum. Bu umut verici dalgakıranlar mıydı? Denizin kokusu sardı dört bir yanımı. Huzur burada saklı olmalıydı… Gecenin ardından doğan gün heyecanlandırdı umutlarımı. Rüzgârın esişi, ısıttı içimi ne tuhaftır. Gün doğuyordu yavaş yavaş, sonsuzluktan süzülerek… Bir ara hiç gün değmeyecek buralara sanmıştım. Hayat öyle cansız gözüküyordu ki o an gözüme. Caddeler bomboş, sahiller bomboştu. Gökyüzünün güzelliğinin rengi de nasıldı öyle? Ey gökyüzü nedir bu derin güzelliğin büyüsündeki katkı?
O rüzgârın esişi daha sonraki vakitlerde bir kez daha yaşanmıyordu. Gözüme takıldı martıların uçuşu. Garip düşüncelere daldım. Hislere doldum meçhul… Bir süre izledim onları. Muhteşemdiler. Dalgaların sesi yüreğimi ıslatıyordu. Yorgun sesim hiç çıkmıyordu. Susuyordum ama aslında çok şey anlatıyordum. Söylenecek, yazılacak o kadar çok şey vardı ki, susmak anlamsızdı. İçimdeki geminin pusulasını yitirmiştim. Haberi yoktu kimsenin.
Ayaklandım. Sahil kenarında dolanmaya başladım. Adımlarımı vuruyordum kum tanelerine. Düşünce balonları eşlik etmekteydi. Suskunluğum bir feryattı aslında. Hatıralar isyan ediyordu içimde. Beynim öyle uğulduyordu ki… Yine susuyordum. Ama düşüncelerim, içim hep haykırıyordu. Adını koyamıyordum hüznümün. Beynime ağrılar saplanıyordu. Ne ardıma bakabilecek cesaretim, ne de başkalarını düşünebilecek bir anı kollayabiliyordum. Yeterince parçam alınmış bir yanım eksik iken, saptayamıyordum düşüncelerimi yaşama.
Çırpınıyordu işte tüm heybetiyle Akdeniz… Direnmiş, hazmetmiş o da benim gibi tüm çaresizliklere. Mahkûmluğu mavisinin koyuluğundan, umutları gece düşen yakamozdan hissediliyordu. Yalnız mıydı ki o da? Yaşıyor muydu, hayatın renk cümbüşünü? Görebiliyor muydu benim göremediğim yanları? Misafiri çoktu onun demek ki yalnız değildi. Sabah akşam renkler bırakmazdı onu. Onunla bir bütündü. Demek ki o yanları görebiliyordu.
Ya ben?
Bir adımdı oysa hayat… Zamanla kıyaslanan. Korkular birer gerçek, tüm bedeni saran. Herkesin içinde kum tanesi gibidir dertler. Dalgalar nasıl kucaklayıp ta çevreler, dertlerde o misalidir işte. Acı da mümkün, tatlı da… Gecenin ürkek karanlığı gibidir hissedilen. Yüreğinin odaları kilitlenir birden. Hafif bir telaş sarar. Tebessümlerin geri çekilir. İlk düşünmen gerekendir, seçtiğin yol, yol mudur? Çaresizliği üzerine sindirmemen bir adımdır. Umuttur gönlü besleyen. Hayaller ise yeşeren bir dal. Onaran da vardır, kıran da… Önemli olan inançlı olup, istemektir. Dayanmaktır. Ne de olsa değil midir şu bir gerçek:
Geleceğe dair duyduğumuz tek umut, hayatta kalabilmektir. Attığın her adım bir derstir. Hayatın dersini aldıkça olgunlaşır insan…