| |
 |
|
|
Bu yazı 7.02.2010
tarihinden
beri
378
kez okunmuştur |
| Yazının
Başlığı |
Yazar
Adı |
Gönderilme
Tarihi |
|
Belirtilmedi |
Belirtilmedi |
7.02.2010 |
|
Hani eskiden nasılda hızlı yağardı yağmur,nasılda sert çakardı şimşek.Nasıl koşardık..
Gökyüzü ağlarken biz gülerdik.Güneş batarken biz doğardık.Dünya dursa biz dönerdik.
Tuttuğunda elimi,baktığında gözlerime nasılda çarpardı kalbim,sanki yerinden çıkacakmış gibi.Sen,hissederdin dokunmasanda,sen söylerdin nasıl çırptığını kanatlarının.Sonrada, "çırpınma boşuna sen benimsin asla bırakmam,uçmana izin vermem." derdin.Parlardı gözlerimiz,öylece donar kalırdım,sahiden inanırdım sözlerine.O an sanki dünyanın bütün kilitleriyle tutsaktı kalbim sana.Şikayetçi değildim.Nasıl olabilirdimki?
Mutluluğun tadını aldımı insan nankör olur,görmez başka hiçbir varolanı gözleri.Ben yaratılmışların en nankörüyüm sevgilim.
Sen gittin,ama ben hala körüm,hala en karanlık nankörüm...
Eskiden her yerdeydim,sen heryerde olduğun için ben kendi içimdeki çokluktum.Şimdi tekim,tek bir yerdeyim,sendeyim...
Biliyor musun? Tek bir sorunum var benim.Bulamıyorum! Aramıyorum gerçi.Sürgündeyim bir ömür.Evet ben sendeyim ama,sen nerdesin sevgilim,bilmiyorum,bulamıyorum...Sadece soğuktan titrerken yanıyorum,nefes alıyorum ama boğuluyorum,üzgünüm aşkım ben bu nankörü artık idam ediyorum...!
|
|
|
|